30 Eylül 2008 Salı

Ne seker insanlarsiniz!

Evet cok guzel bir yorum gelmis bir onceki yazida, cok sevdigim bir arkadasimdan. Bu cumle kesinlikle bir ironi icermiyor. Ayni tepkiyle karsiladim cunku bende. Bugun bayram lan.

Evet bugun bayrammis. Hic hissetmedim, Ramazan'i da hissetmemistim. Normal seyler gibi gozukuyor bunlar tabii ki yaban ellerde olunca insan. Ama onu da baska arkadasim dank etti kafama. Nedir bu arkadaslar canim, siz beni uzmekle mi mukellefsiniz. Dedi ki; "Nasil heyecanliydim burdaki ilk bayramimda". Sonra insan kendini sorguluyor menseili cumleler kurdu. Belli etmesem de dogru dedikleri. Dondum ilk geldigim zamana buraya. Bayram dediginiz 23 Nisan Ataturk'u Anma ve Cocuk Bayrami idi mesela. Nasil yurda dondum, nasil aradim annemleri icimde kelebekler ucusarak. Hic hatirlamamistim o zamanlari bugune kadar. Ilk Ramazan bayramimda ise gorusmedigim akrabalarimi bile arayip dakikalarca konusmustum, yuzyuze konusmadigim kadar. Simdiki halime baktim, duruldum biraz. Kulfet gibi geldi once. Sonra dusundum, arkadasim hakliydi ama bilmedigi bir sey daha vardi. Eger ki hayatini kontrol altina alamiyorsan, savruluyorsun ordan oraya. Guclu olmasan da guclu gozukmen lazim, evrimsel surecte ayakta durmak icin ortama en iyi adapte olanin biz olmamiz lazim. Neydi degisen bir bucuk senede. Pek sey degil. Yasanmis kotu olaylar, uzucu anilar. Bunlarsa beni nesemden alikoyacak, yuruyen bir et yiginina cevirecek gulerim ancak kendi zayifligima. O yuzden bugun bayram ve ben cok mutluyum. Cok mutluyum cunku saglikliyim, en azindan uc bayram daha gorurum. Ve bunlardan biri mutlaka sevdiklerimle olacak. Sevdiklerim iyi ve belki formalite icabi olsa da ozlediklerini ilettiler. Burda gayet iyiyim, en azindan sevdigim insanlar, ve oyle umuyorum ki beni seven insanlar var yanimda her gunumde ama iyi ama kotu. Ben bunlari arkama alip ayakta durmazsam, yikildigim anda altimda kalacaklar da bunlar. O yuzden bu bayram da ayaktayim. Telefonum hazir, numaralar hazir aile fertleri aranacak, telekomunikasyon sirketleri izin verirse. Aksam arkadaslarla beraber olunacak, eglenilecek kozmos izin verirse. Yani bugun bayram, herkese bayram. Istemeyen otursun somurtsun evinde, bayram gelmis neyime diye turkuler yaksin. Ama bugun melankoli yok, bugun dert yok, bugun dusunmek yok. Uc gun boyunca kapattim salterleri. Uc gun bayramdayim. Uc gun uzaklardayim. Yaklasik ondort bin kilometre kadar. Soyle bir ruzgar esiyor yosun kokulu, oturuyorum banklarda denizime karsi. Uc gun Kore'de degilim maalesef, umarim birileri bana bunun gercek olmadigini hatirlatmaz. Ve ben de bugun, uc puani uc golle alarak taraftarlarima bir bayram hediyesi vermek isterdim ama bir sifir olsun bizim olsun di mi canlar. Siz zaten renklere asiksiniz bana degil. Yensek de yenilsek de.

O yuzden bugun Koreliler, bugun Cinliler, bugun Vietnamlilar, bugun karaktersizler, bugun adiler, bugun saygisizlar, bugun homo erectuslar, bugun hayasizlar, bugun bazi sebeplerden yanimda gozukenler, bugun yalancilar, bugun dolandiricilar, bugun riyakarlar. Hepiniz bugun ne seker insanlarsiniz. Yerdim hepinizi ama seker toplamiyorum bu bayram. Sadece havasina giriyorum. Hos toplasam da seker verme para ver derdim ben sizin gibi seker insanlari gorunce. Hadi bakalim, bugun bayram.

Efendim madem bayram, gunun anlam ve onemini belirten bir kac eser paylasmak da isterim.

Kargalar, sakın anneme söylemeyin!
Bugün toplar atılırken evden kaçıp
Harbiye Nezareti’ne gideceğim.
Söylemezseniz size macun alırım,
Simit alırım, horoz şekeri alırım;
Sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar,
Bütün zıpzıplarımı size veririm.
Kargalar, ne olur anneme söylemeyin!

Orhan Veli Kanik


Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var;
Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!

Necip Fazil Kisakurek


Bayram geldi, işimiz iştir bu aralık.
Horoz kanı gibi şarap bollaşır artık.
Gel gelelim eşekler de boş gezer şimdi:
Oruç gemi ağızlarından çıkar, yazık!


Omer Hayyam


Korkarım felekte bir gün
Bir bayram yemeğinde.
Anam, babam gibi kardeşlerim de,
En güzel dalgınlığında ömrün.
Beni gurbette sanıp
Keşke gelseydi bu bayram
Diyecekler.
Ve birdenbire yürekler,
Aynı acıyla yanıp
Hepsinin gözleri yaşaracak.
Öldüğümü hatırlayarak.


Cahit Sitki Taranci








22 Eylül 2008 Pazartesi

Yesil sahalarda gormek istemedigimiz hareketler

Ornegin perde asmak. Hic sevmem perde asmayi. Evin en uzunu sizseniz kacinilmaniz sondur perde asmak. Daha annem boyle perdeleri ellerken anlarim onlari yikayacagini, ama bunye hizli degil ki. Kalk, esofmanlari cikart, ustunu giy derken bir ses duyulur oturma odasinda. Cama yakin bir ses ki yankilaniyor odada. "Nereye gidiyosun?""Hic anne oyle bi disari cikicam.(kulliyen yalan, anne anlamaz mi ev kusu oglu gunduz vakti nere gidiyor)" "Iyi su perdeleri indir de oyle cikarsin.". Perde indirmek isin kolay tarafi ama aslinda perde asmak icin yapilan bir yoldur. Perdeler iner, siz cikarken anne tekrar seslenir, "Bi ara bi ugra da sunlari bir as oglum." Ne kadar gec giderseniz gidin o perdeler sizi bekliyor olacak. Bunun daha kotusu ise, eve neseyle dondugunuzde camlari bombos gormektir. Siz yokken perdeler yikanmis, asilmasi icin sizi beklemektedir. Kopma raddesine gelmis kollarr, tutulmus bir boyun. Tek artisi eger yumusaticiniz iyiyse guzel kokmasidir bu isin. O yuzden ben jaluzi desteklerim.

Misal ekmek almak. Sofraya tam oturursunuz, aklinizda yemek yemekten baska bir sey yoktur. Elinizi posete atarsiniz, o da ne. Ekmek bitmis. Annenizle goz goze gelirsiniz, boynunuz bukulur yavasca kalkilir kardes varsa caresizce bir kac kez cemkirilir, basariya gore ya o gider ya siz. Yol uzun degildir, alisveris zor degildir ama yine de yuktur yemek zamani ekmek almak. O yuzden ben her zaman evde ekmek almaya hevesli kucuk kardes bulundururum ya da firinin yanina birinci kata tasinirim.

Farz-i mahal sinavin ertelenmesi. Elbette son gun calismissinizdir sinava. Hele sinav bir de ogleden sonra bir saatte ise sabahtan aksama surekli bir stres, surekli bir karin agrisi. Ne olur ertelense dersiniz icinizden. Tam calisamadim aslinda yarin olsa super olur da dersiniz utanmadan sikilmadan. Kaderinize razi olur oturur beklersiniz. Ama eller durmaz surekli acar o sayfalari, beyin birakmaz pesini bi soru sorar kendine. Cevap gelmezse yeniden basla okumaya her seyi. Aksama dogru bir haber, sinav yarina ertelenmistir. Mutlu olmaniz gerekirken daha bir kotu olursunuz. Tam da kendinizi o moda sokmusken, ayni stresi bir kere daha cekeceginiz akliniza gelir tabi. Beyniniz acilir bir an, gorus alaniniz genisler ve bu sefer daha kotu stres olursunuz. Olsa da kurtulsaydim diye yersiniz kendinizi bu sefer. O yuzden ben sinavlarin ertelenmesine karsiyim ayrica gunu gunune calismayi da desteklemem.

Ornek vermek gerekirse cdlerin bozuk cikmasi. Ozellikle oyunlarin. Binbir hevesle para biriktir (o zamanlar oyleydi gencler, zart diyince oyun alamazdik biz), kalk sehir merkezine git (o zamanlar oyleydi gencler, zart diyince sehir merkezine gidemezdik biz), hakkinda hic bir sey bilmedigin yuzlerce oyunun arasindan isminden ve arka kapaktaki kucucuk ekran goruntulerinden medet umarak oyun sec (o zamanlar oyleydi gencler, zart diyince oyun secemez... secerdik lan.), onu bir guzel evine kadar tasi, gerekirse yolda butun yazilarini oku kapaktaki, evine gel otur, annenden gunluk bilgisayar azarini isit, cd-romu ac, cdyi yerlestir. Haydaaa. Sen okuma o cdyi. Tekrar tekrar dene. Yine okumasin. Arkadasin cd-romunu cikar, onu yerlestir, o da okumasin. Sinirlen. Insanin hevesinin kursaginda kalmasi kadar kotu bir sey yoktur. Bu bozuk cdler, bos cdler, bilgisayarin calistirmadigi oyunlar, icinden baska oyunlar cikan cdler benim buyuk hayalkiriklarimdi. Ne guzel hayal kirikliklariymis megersem. Catlak desek daha dogru olur, kirilmak bambaska bir seymis. (o zamanlar oyleydi gencler, zart diyince kirilmazdik biz)(-hadi ordan). O yuzden ben denemeden cd almaya, hakkinda bilgi edinmeden oyun secmeye karsiyim.

Belirtmek gerekirse yaninizdan kalkip baska bir yere oturan guzel kiz. Cidden ben bunu gormek istemiyorum arkadasim. Insan biraz dusunceli olur. Sen belki gunesten rahatsiz oldun, belki koltuk batti, belki arkandaki taciz etti, belki onundeki eski sevgilin, ya da cok dusuk ihtimal ama ben rahatsiz ettim. Iki durak sonra hic bir sey demeden, butun yasanmisligimizi bir anda silerek arkana bile bakmadan bu gidis niye? Full ozguven ciktigim evden, bir Jean Reno karizmasiyle bindigim otobusten Kucuk Emrah gibi inmeme sebep olman hangi ruh halinin urunu? Simdi sesleniyorum sana ey guzel, sen guzel degil cirkinsin be. Yani nefesim mi koktu, ben mi kokuyorum, ters bir hareket mi yaptim, sacimda peygamber devesi mi var, catalim mi gozuktu, sabah sabah erekte mi oldum, nedir yani bunun sebebi? Hayir varsa bisi soyle, gunes carpti beni ayy de bari numaradan, koltuk da pek rahatsizmis de yapmacik bir tavirla ben kendimi avuturum. Hain kadin. Bir daha beni terketme boyle sessiz sedasiz. Icim icimi yiyor kardesim, butun gunum helak oluyor. O yuzden bir toplu tasima aracinda insanlar yanlarina oturduklari kisileri iyi secsinler diyorum, eger otururlarsa kalkmasinlar, kalkarlarsa kibarca sebebini soylesinler istiyorum.

Soyle de denebilir aniden arkadasin evine cagrilmak. Eger cok samimi oldugunuz biri degilse can sikici bir durumdur. Yani adam sizi dusunmez. Bir de arkadas grubuysa dilemmalarin en buyugune girersiniz. Cunku evden hazirlikli cikmamis olabilirsiniz. Bir iki saatligine bir isi halledip donucekken bu grupla karsilasmis olabilirsiniz. Ne olabilir? Corabiniz delik olabilir. Dus almamis olabilirsiniz, hem ter kokuyor olabilirsiniz hatta ayaklariniz da kokuyor olabilir. Az once kirli bir is yapmissinizdir belki. Onun kokusu ustunuzde olabilir. Oturuk olmus olabilirsiniz ve misafirlikte tuvalet kullanmanin zorlugu bambaska bir yazi konusudur. Cebinizde paraniz yoktur ev uzaktadir git gel yapamayabilirsiniz. Butun bunlar olurken o grupta sevdiceginiz, rapunzeliniz, hoslanilan kisi de olabilir. O yuzden arkadas gruplari birinin evine habersiz gitmemeli. Gidilecekse hayda hop seklinde degil, herkese en az bir saat hazirlanma suresi verilerek gidilmeli, kimse zor duruma dusurulmemelidir.

Netekim dizinin filmin yayinin ertelenmesi veya kaldirilmasi. Bir dizi vardir butun hafta beklersiniz yayinlanmasini, bir film vardir mutlaka izlemelisinizdir (dvdler cikti cikali, internet peydah oldu olali pek heyecani kalmadi ya neyse), bir belgesel, mac, program artik her neyse. Akliniz ordadir, en yakin arkadaslarinizi satarsiniz yeri gelir, cipstir koladir caydir kuru pastadir (hala pastanelerden karisik kuru pasta almak mumkun mu acaba?), borektir annedir babadir oturulur. Beklenir. Her is birakilir. O da ne, bir dandik program, bir dandik yarisma. Sonra altta bir kucuk yazi. Bla bla bla program falan filandan dolayi kaldirilmistir ertelenmistir su olmustur bu olmustur. Olmamistir. Her seyi ona gore ayarladiginizdan yapacak hic bir seyiniz de yoktur. Pasta borek de oyle kuru kuru yenmez ki simdi. Dort kisi bulursaniz belki bir ihale olur. Olmazsa da artik alin elinize oynayin bisiler. Yoktur boyle ic sikan bir sey dunyada. O yuzden ben derim ki, eger ertelenecekse en az bir gun onceden haber verilerek, kaldirilacaksa en azindan onun ayarinda bir program konularak bu magduriyet giderilmesi.

Simon diyor ki uzun yolculukta kulakligin bozulmasi. Ustelik hemen yolculugun basinda. Bir de mesela tek taraf telef olsa obur tarafla idare ederim. Fakat iki tarafta komple gitmek yerine git gel yapan sesler, cizirtilar, kesik kesik muzikler oldugu zaman kaldirip koyamiyorsaniz da bir yere. Yapmak icin ugrasiyor, ugrasiyor, ugrasiyorsunuz. Ama o kesik kesik ses yok mu? Bir sure sonra akli dengeniz de kesik kesik olmaya basliyor. Size merhaba diyen dunyalar guzeli kizi mp3 playerla kafasina vurarak oldurme tesebbusunde bulunuyorsunuz. Kendinizi kulaklik kablosuyla ayaktaki yolcularin tutundugu yuvarlaklara asmaya calisirken kablonun kopmasiyla rahat bir nefes aliyorsunuz. Yok yere insanlara negatif elektrik veriyor ve bir gunu daha baslamadan bitiriyorsunuz. O yuzden kulaklik teknolojisi gelissin, ya hep gitsin ya hic gitmesin, kesik kesik muzik dinlemeyeyim istiyorum.

Bu yazi icin son, onumuzdeki yazilar icin baslangic olarak gidecek birini sevmek. Zordur. Bilirsin madem belli bir sure sonra belki sonsuza kadar ayrilacaginizi da neden seversin? Bilirsin olmayacagini, bilirsin seni sevmeyecegini veya sevse de anca resmine bakacagini bu saatten sonra da neden baglanirsin? O yuzden burdan hormonlarima sesleniyorum, edebinizi takinin, hanginiz mesulse bundan derhal negatif geri besleme ile kendi salgilanimi azaltsin. Asabimi bozmayin benim, aciya endeksli fanatik gurbet ellerinde.

18 Eylül 2008 Perşembe

Ben de cocuktum

Ben de cocuktum, sokakta misket, gazoz kapagi oynadim. Guzel bir misket veya tas icin kavga ettim. Gerci babam sagolsun gazoz kapagi benim icin dert degildi.

Ben de cocuktum, bisiklete bindim ve dustum. Ustelik dereye. Hem de kolumu kirdim. Sol taraftakini.

Ben de cocuktum, bahcelerden meyve caldim. Bahce sahibinden kosarak kactim. Ustelik ayni meyvelerden bizim bahcelerde de varken. Heyecan mi ariyoruz ne?

Ben de cocuktum, bir cizgi kahramanin yerine koydum kendimi. Ben Leonardoydum. Son donemlerimde ise Volwerine. Sonra gecti bizden yetisemedik Pokemon'a.

Ben de cocuktum, kirlettim yeni elbiselerimi. Kaybettim montlarimi. Yirttim pantolonlarimi, hatta yaktim onlugumu.

Ben de cocuktum, top kacirdim catilara. O gri sert toptan almak icin para biriktirdim. Havaya attim toplari yamuk mu degil mi bakmak icin.

Ben de cocuktum, cete kurdum arkadaslarimla. Silahlandim findik dallariyla. Sonra aksam eve gelince ellerimi yikayip oturdum sofraya.

Ben de cocuktum, cizgi film icin sizlandim. Offladim puffladim haberler izlenirken. Kostum okuldan, odevlerimi yapmadim televizyon izlerken. Anneme yalvardim televizyon karsisinda yemek icin yemekleri. Parliament sinema kusagini izlerken uyuyakaldim.

Ben de cocuktum, sevmedim yikanmayi. Pazarlari zorla girdim banyoya, sobanin arkasinda kurudum. Cantami hazirladim ve oyle yattim.

Ben de cocuktum, agladim istedigim bir seyi aldirmak icin. Sonra belki kaldirdim attim, belki bakmadim daha yuzune. Ama ailem hic vurmadi yuzume, ya da vurdularsa ben hatirlamiyorum. Okurlar falan burayi neme lazim.

Ben de cocuktum, yag satarim bal satarim oynadim. Hatta saklambac bile. Maclardan once adam secerken, alamazsin veremezsin sen beni yenemezsin dedim. Ayagim buyuktu benim, adil olmazdi.

Ben de cocuktum, futbol oynadim. Pek beceremedim ama hep oynadim. Gol atinca cok sevindim gercek futbolcular gibi. Kaleci oldum gerekli gereksiz uctum. Defans oldum, adeta bir Italyan edasiyla savundum kalemi, 3'e 3 oynadigimiz maclarda.

Ben de cocuktum, once dalga gectim kizlarla. Sinirlendirdim. Almadik aramiza oynamak icin bazen. Sonlara dogru asik olmacilik oynadik. O bunu seviyor diye bagirdik siniflarda.

Ben de cocuktum, kardeslerimle kavga ettim. Ama nasil ciddiydim sinirlenirken, kavga ederken. Ayni konularda simdi makara yaparken, o zaman yumruk atiyorduk birbirimize. Cam da kirdik.

Ben de cocuktum, en yakin arkadasim sensin dedim kimisine. Kimisiyle olsem konusmam dedim. Simdi hepsi degisti. Cogunu tekrar gorsem, iki dakika konusabilirim, kimisi ile alem bile yaparim. Hangisi, hangisi siz karar verin.

Ben de cocuktum, hep kendimi buyuk zannettim. Tamam oglum, ben koca adamim dedim. Kendi kararlarimi kendim almaya kalktim. Simdi buyudum, kendimi hep kucuk zannediyorum. Ama cocukken yaptiklarimin cogunu da hala yapiyorum ondandir. Sadece onluk oldu sana gomlek, televizyon oldu bilgisayar ve benzeri degisimler var. Olaylar, dusunce tarzi, hatta sonucundaki mahcupluk bile ayni. Ama bu sefer buyudum.

Ben de cocuktum, ama simdi cocuklari anlamiyorum. Sinirleniyorum ara sira kendilerine. Tipki bana sinirlenildigi gibi.

Ben de cocuktum, simdi ise cocuk sahibi olmak nasil bir sey diye dusunuyorum. Daha buyumeden yaslandim mi yoksa?

Ben de cocuktum, ufaciktim kucucuktum. Boyle yazdim cunku, su an aynadaki halime bakince bir zamanlar masum ufacik bir cocuk olduguma inanmak zor. Ama inanin ben de cocuktum.


11 Eylül 2008 Perşembe

Lay lay lay Busan!


Haftasonu mac var. Busan I'Park, Chunnam Dragons ile oynayacak. Mac Busan Asiad stadyumunda, 13 eylul cumartesi Kore saati ile 15'te. Su an Busan I'Park 17 macta aldigi 2 galibiyet, 5 beraberlik, 10 maglubiyet ve topladigi 11 puan ile 14 takimli K-League'de 14uncu sirada. Sonuncu lan. Tuh kahretmesin. Ben simdi gidip ne maci izliyim ne tezahurati yapayim sana a Busan. Senol Gunes'in FC Seoul'unun Busan'a gelmesine daha var. O zamana hazirlik olabilir en azindan. Belki Senol Hoca forma falan da verebilir bize neden olmasin. Bir Ceyhun Eris formasi aliriz sans bizden yana olursa. Chunnam Dragons ise 16 puanla 12inci sirada. Kume dusmek diye bir kavram yok ama 12 puanlik bir maca cikacak Busan Chunnam'a karsi.
Hemen girdim internet sitesine forma almak icin ve sonuncu olmasina ragmen icimizdeki Busan I'Park aski bambaska oldugundan 75 bin wonu (75 dolar takribi) gozden cikardim. Arkasina da Korece Lee Pa-Ti yazdiracaktim, ne hayallerim vardi onlar kimler aldi. Bu arada soyadimi Lee sectim bir yari Koreli olarak. Lee yaziliyor bu ama okunusu bildiginiz "i". Ne eksik ne fazla. Sadece "i". O yuzden bakmadi bana hic Lee Eul-Yong demek ki bagirirken arkasindan Turkiye'de. Kendisi de soyadimin isim babasidir. Pa-Ti'ye gelince bu benim adim aslinda. F yok burda o yuzden P diyorlar. Ayrica Kore isimleri genelde iki kelime oldugundan Pa-Ti yaptim. Guzel oldu, hos oldu. Ama gelin gorun ki, bu hevesle girdigim sitede benim bedenimde forma olmadigini gormem bile icimdeki Busan askini oldurmedi. Biz Busan'i forma icin sevmedik. Ama anlamadigim orjinal mac formasi olacak bu cibiliyetsiz hacli kilikli formayi hic mi insan irisi giymiyor maclarda. Butun takim Emre, Okan, Gokdenizlerden mi kurulu? Yok mu soyle ayibogan bir defans, hava toplarinin usta ismi bir kule forvet takimda? Yani yine atkiya kaldik. Ama olsun ben o formayi alirim arkadasim. Oyle veya boyle. Olmadi FC Seoul formasi aliriz ama kalbimizde Busan I'Park'in renklerini tasiriz.

Busan bu maca buyuk ihtimalle klasik 4-4-2 duzeni ile cikacak. Kadroda deplasmandaki son Seoul macindan cok farkli bir kadro beklemiyorum. Forvetteki Guara yine en buyuk gol kozumuz. Gol atamiyoruz cunku. Koz olarak kaldi elimizde. Neyse sinirlenmemek gerek. Bu macta Busan I'Park'imiza basarilar diliyor, hakettigi yerlere gelmesi icin bu macin bir donum noktasi olmasini temenni ediyoruz. Haydi Busan, kalbimiz seninle.

Mac kadromuz asagidaki gibi olacak tahmin ediyorum;














Bahiscilere not: 2.5 gol alti oynayiniz garanti olsun. Ama mac Busan'in, en kotu ihtimal 1-1 beraberlik.

09 Eylül 2008 Salı

Saclarimin Oykusu

Evet dun yazdigim cok bilimsel! yazidan sonra dedim bu nedir arkadasim, yani niye yazdin bunu amacin neydi? Her yerde bulabileceginiz bir sey cunku. O yuzden bu sefer her yerde bulamayacaginiz bir sey yazmaya karar verdim. Hatta bunlari yazarken dusundum bir sey mi yoksa birsey mi diye yaziliyor bu diye? Ve actim su an TDK'nin websitesini ve bakiyorum. Cok saskinim sayin okurlarim. Bulamadim. Ama diger sitelerden ve bilumum arama motorlarindan yaptigim aramalar sonucunde kendisinin bir sey olduguna karar veriyorum. Evet bugun butun gundemim saclarimdi. Bu yazi saclarimin oykusudur, bir koyun yunu gibi kivircik ve elektrikli, bir aslan yelesi gibi dalga dalga, sonbaharda usulca dokulen yapraklar gibi huzunlu, dunyadaki insan gibi insan sayisi gibi azalan, hayatim boyunca beni yalniz birakmayan, umarim uzun bir sure daha birakmayacak, alnim acik gezebiliyorsam yegane sebebi, kimi zaman yagli kimi zaman daginik, kimi zaman oksanmaya sefkate ac, kimi zaman kisa kimi zaman uzun ama hep benim olan saclarimin, onlar ki her gun terkederler beni ama her sabah karsimdadirlar yine. Onlar ki her elimi attigimda ulasacagimi bilirim, kafamin ustunde oldugunu bilirim nereye gidersem gideyim. Ve bir gun ayrilirsak sizle saclarim, uzulmem kel kaldigima, uzulurum sadece benle beraber curuyemeceginize topragimda.
Henuz berber koltuguna tahtasiz oturamadigim zamanlardi. Hayatimin buyuk bolumununde saclarimi emanet ettigim berberimiz Gungor Abi'yle, ki simdi abi diyorum ama o zamanlar amcaydi, tanismamiz da o zamanlara denk gelir. Tabi pek hatirlamiyorum saclarimi o zamanlar ama en azindan olduklarindan eminim simdi yerlerinde ter damlaciklari olan kisimlarimda. Bir kac resimden cikardigim kadariyla duz alabros bir kesim. Uzayinca dalga dalga kabarik bir hal almis. Benzetmek icap ederse aklima direk Diego Lugano geldi kahretmesin. Ben daha yakisikliydim tabi. O zamanlar sac bas pek umrumuzda degildi, annem tarar saclarimi, babam veya dedem karar verirdi berbere gitme zamaninin geldigine. Takilirdim babamin pesine, o sac sakal olurken ben tahtamin uzerine kurulur, pelerin gibi giyer onlugumu, okul trasi lafinin ardindan babamin agzindan cikan izlerdim berberin hareketlerini, kafami oynatisini ve benim ondan once tahmin etmeye calisip kafami o yone dogru egmeye calismami.
Tam hatirlamamakla beraber, ilkokul bes ortaokul donemleri olsa gerek sacla ilgilenmeye basladigim donemler. Yine klasik amerikan trasi saclarim resimlerden hatirladigim kadariyla. Ve sanirim ortaokul iki veya uctu saclarimi geriye dogru taramam. O zamana kadar ciktigi gibi uzarlardi. Bir ara tenten denen bir model peydah olmustu. Model bildiginiz Tenten arkadasimizin saci gibiydi zaten. Adini nerden aldigi acik. Ama zamanini hatirlamiyorum bu Tenten modelinin. Benim ev sevdigim subay trasiydi. Hem rahat hem de sekil yapacak ufak da olsa bir alanimiz vardi. Lisede ise amerikan ve subay arasinda gittim geldim. Ama hic ben soylemedim berbere nasil olacagini. Kisalt, okul trasi iste abi, duzeltten oteye gitmedi pek konusmamiz.
Dalgali saclara sahip olmak zor. Surekli bir elektriklenme halindeler. Tabii lisedeyken kiz kardesim henuz ilkokulda oldugundan, ben sac kremi nedir bilmezdim. O yuzden her banyo sonrasi saclarim her teli kendi halinde bir yerlere dagilirdir. En guzel goruntusune biraz kirlendikten sonra kavusur ve tam o sirada da yikanma vakti tekrar gelirdi. Hayat da boyle degil midir zaten a dostlar. Bir seye tam alisirsiniz, artik zamani dersiniz ve hop hadi her seye yeniden basla isin gucun yoksa. Ortaokul ve lisede saclarimin bana yaptigi en buyuk azizlik, gerci bu saclarimdan ziyade yatak yorgan yastik komedi dans uclusu ve assolist uykunun yaptigi bir yamuk da olabilir. Sabah mutlaka sacimin bir tarafindan inmek bilmeyen, sanki Pisa kulesi gibi yillardir orda o yamuk sekliyde duran bir sac tutami ile karsilasirdim. Bir galon, lan galon ne arkadasim, bir litre su harcasam da, her turlu firca, tarak, varak, gurultu, utu, bez akliniza gelen her seyi kullansam da inmezdi. Oyle giderdim okula mecburen. O zamanlardan aramizda bir anlasmazlik baslasa da, bir omur gecirecegim (belirtmek isterim ki umuyorum bir omur, yoksa hic oyle gibi gorunmuyor) ipek gibi saclarimla asla arami fazla soguk tutmadim. Bir kac kez joleye niyetlensemde "yigit kisi saclarina jole surup yakisikli olmaya calismaz" sozleri yankilandi hep kulaklarimda. Aslinda sebep bu degildi. Cok feminen taraflarimdan biri olmasi nedeni ile burda bahsetmekten hicap duysam da yeri gelmisken arada sikistiriyim. Nasil olsa okuyan yoktur aralari. Hem anlamis oluruz. Benim ellerim sacimdan gitmez arkadas. Surekli bir sacla oynama, kulak arkasina atma (uzunken tabii, hey gidi gunler), geriye dogru bir clark cekme falan. O yuzden jole bana ters bir olguydu. Bir kac kez denedim fakat asla duzgun sekilde jole kullanamadim. O yuzden benle tanisan herkesin kafasindaki sac seklim, koyun yunu diye tabir edilen benimse aslan yelesi diyerek gaz verdigim sekildir.
Iste her sey, yazdim ama hemen dondum TDK'ya her sey mi hersey mi diye? Bakin yazarken ogreniyorum, ogretiyorum. Evet, bu sefer buldum, dogru yanit her sey. on puan on puan on puan. Aklima Baris Manco geldi simdi. Adam Olacak Cocuk'a o kadar cok cikmak istemistim ki. Nasip olmadi be Baris Abi. On puan on puan on puan. Neyse konumuza donersek, her sey universiteye gitmemle basladi. Yine amerikan, subay giderken, yahu dedim su saci bir uzatayim nasil oluyor, herkesler yapiyor ben de deneyeyim dedim. Bir berber gordum duvarinda Ordu resmi. Ama berber Elazigli imis, resim hosuna gittiginden koymusmus. Ilk yanlisi burda yaptik zaten. Dedim abicim canim benim. ben saf, genc, temiz yurekli bir arkadasim. Su gordugun yun yumagini uzatmak istiyorum. Peki dedi. O zamana kadar sac nasil uzatilir, nelere dikkat edilir bilmem. Ozel bir seye gerek yokmus sonradan ogrendik. Eve gittim, ahaliyle paylastim hayatimda actigim bu yeni sayfayi. Tabi bir gulusme oldu sezmedim degil, gozlerime bakmaktan kacindilar. O sira enistem ki kendisini pek severim, dedi ki : "E Fatihcigim saclari ustten mi bagliyacaksin?". Baktim harbiden yahu adam arkayi kesmis. Olmus muyum sana James Dean. Ya da orta yasli teyze. Bence James Dean. Oyle degil mi Benjamin?. Ilk hayalkirikligimi da orda yasamistim.
Sonracigima gel zaman git zaman saclar uzadi berber yardimina ihtiyac duymadan. Fakat ama lakin eger saclarimi baglamazsam olusan goruntu bir sac yumaginin arasinda duran kafacik seklindeydi. Baglayinca da tam uzamamis kulak ustu mevkinde konuclanmis saclarim yanlara dogru adeta break dance yapar gibi yayiliyorlardi. Ben dededim bunlari kesersem sik olur. Aslinda orda "şık" olur demek istedim yanlis anlamaya mahal vermeyelim. Ya da verelim ben o zaman şık olur diye dusunuyordum ama sonradan sik oldu. O sira da Necati Ates gibi oldum ben tabi. Aynisinin tipkisi, ben de teknikten yoksun hayvan gibi bir topcuydum. Saclar da benzeyince dedim herhalde futbolcu havasiyla ortamlarda bir kac....ohum yani dedim guzel olur.
Daha sonra uzadi saclarim. Ben de genelde onlari bagladim arkadan. Sonra gel zaman git zaman, banyodaki giderler sactan tikali iken, pireler berber develer tellal iken, sacima attigim ellerim bir avuc sacla dolar iken, ben dedemin besigini tingir mingir sallar iken, yurudugum dikenli ask yollari guller yerine dokulen saclarimla ile dolu iken, kararimi verdim. Saclarimi biraz kisaltip kulak arkasi yapacak kadar uzun birakarak hayatima devam edeyim dedim. Hem boylece kulak ustunde cephelenen oncu kuvvetlerle onceden yaptigim I. Necati Savasi sonrasinda kisa kalan kisimlarla aradaki fark da kapanir. Fena da olmadi hani. Galiba iclerinde en sevdigim buydu o zamana kadar. Bu boyle bir sure devam etti. Gunlerden bir yaz gunu, saclarim yine omuz hizasina gelmis, bir samuray edasiyla toplayabiliyor, banyodan sonra seksi bir hareketle arkama dogru savurabiliyorken bir ciglik attim. "Yeter Lan". Yetti ve yeni bir paragrafa geciyorum.
Oturdum sahilde bir sure, ben butun buyuk kararlarimi denize karsi alirim bu arada. Onu baska bir zaman anlatirim. Sacim uzun. Derdin bini bir para. Banyosu, baglamasi, dokulmesi, susu, busu. Sahildeyim oturuyorum peki bu saclarimi oksayacak biri var mi? Yok. Kime uzatiyorsun arkadasim bu saclari zaten derdin cokken bir de bunun derdini cekiyorsun. - Olsun ama guzeldi saclarin be lule lule. Annen seviyordu. - Oyle hala daha uzat diye soyleniyor oralardan. - E neden o zaman daha ne sebep ariyordun. - Oyle deme sikildim saclarimdan o sira, zor cidden ugrasmasi am asil sebep de baska geliyor simdi. - Peki oyle olsun, ama guzeldi cidden soylesen ben oksardim. - Sagol canim, oksama sen kalsin. Kel kafama saplak atarsin sen.
Sonra denize dusen siluetime baktim, saclarim alnin iki yaninda ciddi bir sekilde kayip veriyor. Direnemiyorum hayatin ve hormonlarin askeri gucune. Buna bir de seri top atislarinin en guvendigim bolgeler olan kafamin tepesi, bayragimin dalgalandigi yerlerden sebep oldugu kayiplar eklenince sucu hemen uzun saca attim ve kendisini gorevinden azl ettim. Belki hataliydim ama pisman olmadim. Girdim mahalle berberine, abicim dedim bir numara yapalim su saclari. Ne guzel uzatmissin emin misin? dedi. Yani bir de bu var. Sen niye benim aklima giriyorsun, kararimi vermisim uygula lutfen emekci yoldas dedim. Kirmadi beni uyguladi. Hayatim boyunca, ya da daha dogrusu kendimi bildim bileli saclarimin en kisa halini o zaman gormustum. Anladim ki artik hic bir sey eskisi gibi olmayacak. Bembeyaz lan kafam. Sari sari tuyler var uzerinde. Bebekligime benziyorum. Disari ciktim. Adimimi atar atmaz bir ruzgar esti, hissettim kafamdaki butun hucrelerimde o ruzgari. Icim serinledi. Iliklerime kadar. Elimi attim kafama, o zaman anladim neden saplak atilir kel kafalara. Cok zevkli lan.
Bundan sonra saclarim biraz uzadi, ben kazittim. Biraz uzadi ben kazittim. Boyle devam etti bir sure. Kore'ye geldim. Bir kac kez de burada kazittim saclarimi. Gercekten cok rahatti. Nohut tanesi kadar sampuan, ve havluda sifir sac teli. Ne guzel bir duygu. Fakat ama lakin, Kore'de tam zamani hatirlamamakla beraber, 5-6 ay olsa gerek belki de daha fazla, baktim ki cok agir kayiplar veriyorum. Askeri gucum iyice azalmis. Birliklerim zayiflamis. Yenilgi kacinilmaz. Ve her buyuk kumandanin degil ama benim yapacagim bir hamleyle ordularima dondum ve son bir kez saldiri emri verdim. Artik bu son sansti ve valide sultanin da israrlarina dayanamayarak son kez sac uzatmaya basladim. Gayet iyiydik. Bu son atakla hic degilse onurumuzla olecektik. Ben onlara uzamayi degil dokulmeyi emretmisim gibi azaldilar iyice. Sonra yine oturdum sahilde. Denize baktim fakat yansima yoktu bu sefer keza geceydi. Dusundum, bu saci uzatsam baglayamam cunku onlerim acik, dusman isgalini savusturmak icin yeterli sayida askerim yok. Baglamasam, arkadaki birlikler uzun suren savastan dolayi basibozuk. Hepsi ayri bir dert. Bir denize baktim, bir o bana bakti, bir saclarima attim elimi, bir cebime attim. Yine mi bitti para? Sabah cekmek lazim bankadan, daha eve sut alicam. Sonra kararimi verdim ve artik benim icin uzun sac devrini kapattim. Kalanlarin can guvenligine karsilik teslim oldum. Ortalarda ozerk bolge kurulmasi ve alnimin yanlarindaki stratejik bolgelerin dusmana teslim edilmesi sartlarini da kabul ederek berbere girdim. Ve taaddaaam. Yine kazittim. Saclarim yok su an. Budist rahiplere benzemisim ve kiz arkadasimdan ayrilmisim dediklerine gore. Oysa ben yeni sacimla son derece rahat, huzurlu ve mutluyum. Sanki kafami da biraz kucuk mu gosterdi ne? Guzel guzel canim. Harika oldu. Artik stilim bu! (ki bu soz her berberden cikisimda soylenmistir tarafimdan, bakiyoruz bu ne kadar surecek.)
Evet bu yazi hic kimseyi ilgilendirmiyor. Bu yazi mor daglarin degil, benim saclarimin oykusudur.


Diabetes Mellitus

Dedim ki bu sefer cok bilgilendirici bir yazi yazayim. Aslinda bu yaziyi internette bir yere yazmisim. Buraya kopyalayacagim. Sorun cikarsa aninda silerim yalniz. Konu seker hastaligi, cok detayli bir yazi degil ama bos bir animda ki olacagini sanmiyorum bu aralar daha detayli seyler yazmak da isterim. Cernobil faciasini yasamis bir Karadenizli olarak, ilerde buyuk ihtimalle yakalanacagim kanserden sonra, gorulmesi muhtemel bir diger hastaligim da diyabet. Ne tesaduftur ki, Kore'de de hocam baana bu konuyu verdi calismam icin. Deniz menseili urunlerden diyabet hastaligina ve obeziteye, ki hic alakam yok obeziteyle tig gibi adamim halbuki, karsi etkisi olan maddeler bulmaktir niyetim. Zaten bu aralar bir agzim kurumakta, bir yaralarim kapanmamakta. Huylanmadim degil acikcasi.

Efendim seker hastaligi, diger adiyla diyabet; Bilimsel adi diabetes mellitus olan, vucudun her bolgesini etkileyen, gittikce sismanlayan dunyanin en ciddi hastaliklarindan biri.

Genel olarak iki tiptir.

Tip 1 (insulin dependent diabetes mellitus): Pankreas hucreleri vucudun bagisiklik sistemi tarafindan yabanci bir madde gibi gorulerek oldurulur. Bunun sonucunda kisi yeteri miktarda insulin salgilayamaz. Hucre nakli disinda bir tedavisi yoktur. Duzenli insulin alimiyla normal bir hayat surulebilir. Kontrolsuzluk sonucu ilaclara mahkum kalinabilir. O yuzden butun diyabet hastalari kendilerini kontrol etmelidir.

Tip 2 (non-insulin dependent diabetes mellitus): Ilk olarak hucrelerin insulini efektif kullanamamasi ile baslayan, cevresel faktorlerin (durgun yasam, obezite, dengesiz diet) son derece etkili oldugu ve genelde orta yaslarda diyabet halini alan tip. Kanda biriken fakat kullanilamayan insulin bir sure sonra geri besleme (feedback) yaparak pankreasin insulin salgilamasini durdurur. Ilk diyabet halini aldiginda sorun insulin degil onun kullanilamamasidir. Kontrol altina alinmazsa daha sonra asiri glikozdan olusan oksidatif stres pankreas hucrelerini tahrip eder. Tip 2 tip 1'e donusur ve hasta insulin almaya baslar. bu ana kadar tip 2 diyabet hastalarinin insulin almalarina gerek yoktur. Onun yerine yenen yemeklerin kana karismasini azaltan (glucobay-acarbose), hucrelerin insulini kullanmasini saglayan (troglitazone), glikoz kullanimini arttiran gibi kokteyl ilaclar kullanilir. Tedavisi yoktur. Kullanilan ilaclar, yapilan diyetle hastanin daha rahat yasamasini saglar, diyabeti tedavi etmez.

Bu hastalik sonucu kandaki glikoz miktari artar. Bu da kani daha yogun yapar. Fazla glikozun yarattigi oksidatif stres ise vucudun hemen hemen her bolgesine zarar verir. Kan butun vucudu dolastigindan diyabet hastaliginin kontrolu cok onemlidir. Gozler ve beyin hucreleri bu asiri glikozdan en cok etkilenen hucrelerdir genelde.

Son calismalarda aslinda alzheimer'in da tip 3 bir diyabet olabilecegi gosteriliyor. Alzheimer'da beyin hucrelerini seker kullanimi ve seviyelerinin hastaligi ortaya cikardigi konusunda calismalar var.

Bunlarin disinda bir kac nadir diyabet turu de vardir. Bunlarin arasinda en yaygin olani;
gebelige bagli diyabet : tip 2 ile benzer bu olan tip, hamilelik esnasinda gorulur. sonrasinda devam etme riski vardir.

Ayrica pankreas kanseri, genetik mutasyonlar, dokusal deformasyonlar ve dengesiz beslenme de diyabet hastaligina sebep verebilir.

07 Eylül 2008 Pazar

Ask dedigin karsiliksiz olmali.

Yanindayken bile ozlemektir. Ilgisine mazhar olabilmek icin kendinden beklemeyecegin islere bulasmaktir. Gozlerinde gunesin batmamasi, duslerinde mutsuzluga yer olmamasidir. Deli gibi kiskanmak, en ufak ters harekette gecelerce aglamaktir. Sinirlerine hakim olamamak, hormonlarina soz gecirememektir. Ask goruntuyu degil, ona karsi hissetiklerini sevmektir. Karsilik bulamadikca, anlasilamadikca, acilamadikca icinizi yiyen bir kurttur. Bu kurdu evcil hayvan gibi beslemektir. Yureginiz ne kadar buyurse, ne kadar kalirsa icinizde bir gun ask olacaktir yalan.

Ya da evet, ask yalandir. Ask dedigin uc gunluk eglence, bilemedin bes gun sursundur. Ama o uc gun bes gundur asil yasadigin butun omrunce..

"Oglan bir kizi sever, kavusamaz, ask olur."


Bunu yaklasik 3 ay once yazmisim bir yerlere. Sondaki soz kimin emin degilim ama sanirim Asik Veysel'in. Boyle tanimlamisim ben aski. Degismemis o kadar sure sonra demek ki. Bir arkadasim aska inanmadigini soyleyince paylasmak istedim. Insan yasamadigi, yasayamadigi, yasamaktan korktugu seylere yok dememeli. Ben kendimden biliyorum.

03 Eylül 2008 Çarşamba

Gimbap


Gimbap, gimbab, kimpap vb. degisik sekillerde telaffuz edebilecegimiz bu yiyecek sanirim Kore'nin en meshur fast-foodu. Tabi Kore menseili., yoksa ramen daha fazla populer sanirim. Bu arkadasi ilk gordugunuzde sushiye benzetmeniz gayet normal, ben benzetemedim cunku sushi nedir bilmezdim.
Yapilisi basit gozukse de her yemekte oldugu gibi bunda da kendine has bir ustalik gerekebilir. Bak gerekir demiyorum, gerekebilir diyorum. Ayrica ben size bir sey soyliyim mi? Bu Shaq da buyuk oyuncu degil. Oncelikle kurutulmus, kizartilmis ve adeta bir kagit sekline getirilmis yosun alinir. Ki kendisine Kore'de kim denir, gim denir. Yani yiyecegimizin ilk hecesi burdan gelmekte. Daha sonra bu kagit yosunun uzeri gavurlarin "sticky rice" dedigi, bizim ise "lapa olmus lan bu pilav" diye tabir ettigimiz pilavla kaplanir. Bu pilava Kore'de bap denmekte ve anladiniz tabii ki yemegimizin adinin sonundaki bap da burdan geliyor. Sonrasi bizim sarma islemine benzemekle beraber, sarma ve bir Kore yemegini ayni cumle icinde akliniza dusurdugum icin tum annelerden, zeytinyagli yiyeceklerden ve su an aklima gelen fasulye diblesinden cok ozur diliyorum. Bekle beni canim az kaldi, once seni yiyecegim. Evet, daha sonra ustu pilav alti yosun arkadasimizin icine cesitli malzemeler eklenir ve bu arkadas bir rulo sekli alacak sekilde sarilir. Daha sonra dilimlenerek servis edilir. Icine konulan malzemeler cesitlilik gosterse de genel olarak, sosis kivamina getirilmis yengec eti, sari salamura turp, agac yapragi, yumurta, gavurlarin fish cake, korelilerin odeng bizim ise "ne baligi arkadasim, boyle balik mi olur" dedigimiz balik unumsu bir seyden yapilan sey, ve bilimum et ki genellikle domuz, istege gore ton baligi, biraz mayonez. Ayakustu hafif bir seyler yemek istediginizde ilac gibi gelen bir yiyecektir. Yediginiz an sizi ziyadesiyle doyurur fakat, toklugu fazla surmez. Ogun gecistirmek icin, acele sekilde bir seyler atistirmak icin veya soylediginiz yemekle doymayacaginizi bildiginizden yaninda tamamlayici olarak yenen, Kore'de rahatlikla, ne agzinizin tadi ne de mideniz bozulmadan yiyebileceginiz bir gida.
Afiyet Olsun.

02 Eylül 2008 Salı

Mr. Spak Gercek Bir Beyefendiydi

Uzun ugraslar sonunda uyudum, uyandim. Hatta yattim kalktim yattim kalktim dayimlar geldi Istanbul'dan. Bugun de saglam kafayla, saglam olmayan kafamla yazdiklarimi bir okudum. Gelen mesajlardan sonra daha detayli okumak sartti zaten. Once bir kac aciklama ve duzeltme yapicam.
Gelen mesajlar ozellikle de messenger uzerinden alisik olmadigim mesajlardi. "Naber lan"lar, "Kanka Ordu maci ne olur bu hafta"lar falan, "Merhaba kardesim nasilsin"'a donunce iskillendim zaten. Sasirmayin arkadaslar, odun muyum ben? Yazamam mi kafamdan gecen dusunceleri allayip pullayip, iki cumle kuramaz miyim? Gerci onlar da hakli, hangisiyle oturup boyle seyler konustugumu hatirlamiyorum.
Oncelikle farkettim ki bir "O" kisisi varmis gibi bir anlam rahatca cikartiliyor. Bos yere sevinme anacim yok oyle bir "O". Cok isterdim olmasini, cok da severdim su ruh halimle ama maalesef. Olmayacagindan degil belki ama ben olmasini istemiyorum. Burdaki gelecegim mechulken, cok bilinmeyenli denklemlere surukleyemem kimseyi. Uzak mesafe iliskisi diye bir tabir dolasiyor etrafta ama onlar gencken olur. Ben 25 yasindayim, daha ne kadar uzak kalicam, ne kadar bekleyecegim, bekletecegim kimseyi. Kimseye bunu yapmaya hakkim yok. Elimizde kalir Koreliler ki bu konuya hic girmek istemiyorum. Yalniz olurum daha iyi sanki ama buyuk konusmamak gerek. Evet nerden cikti o zaman bu yazilar diyenleriniz olabilir. Ben derdim kendi adima. Ben sadece yazmak istedim, yasamak istedim en azindan kendi kafamin icinde. Sonra demisim ki bir yerde denizden sogumusum. Kulliyen yalan. Hayattan sogurum, futboldan sogurum (yok be olur mu?) ama denizden sogumam soguyamam. Hmm demek ki oyle bir sevmek istiyorum ki denizden bile soguyayim. Sanirim olmaz oyle bir sevgi, olmaz oyle bir ask. Ama en guzel ask zor olandir. Hatta hemen arada sevdigim bir Umit Yasar Oguzcan siiri paylasayim. Simdi ustad boyle bir siir yazmis, benim bir iki dandik yazimdan cikardiginiz da anlam mi yani.

Ben ümitsiz aşklar için yaratılmışım
Ayrılıklar için, sonsuz kederler için
Ne zaman ta derinden sevsem birini
Ezilmeli yeni açmış gülleri kalbimin
En güçlü zehir olmalı aşk dediğin
Alkol gibi damarlarıma yürümeli
Sarmalı her yanımı gece olunca
Içimde bir çıbancasına büyümeli
Insan sevince hergün bir kez ölmeli
Hergün bir başka yerine saplanmalı o kurşun
Yollara düşmeli, perişan, deli divane
Erimeli potasında o garip var oluşun
Artık uzak bir anıdır huzur ve sükun
O büyük yangın başlamışsa yürekte
Bir gün gelir de bu çaresizliğin
Aranır bütün tesellisi ölmekte
O yerde sevilmek de yalan sevmek de
Nereye baksan dizboyu karanlık
Boşuna bir ışık arama göklerde
Her şeyinle aşkın içindesin artık
Böyle gitgide derinlere çeker o bataklık
Orada ölümsüz olur nice kara sevdalı

Sevmek, hiç sevilmeden; korkunç güzel
Aşk dediğin karşılıksız olmalı...

Iste boyle bir sey istedigim. Aci cekerken mutlu olmak. Onun urunudur bu yazilanlar. O yokken de kendim cektirmek istedim kendi acimi. Sadece bu. Sonra arada arkadaslardan bahsetmisim. Su an Kore'de akil sagligim yerinde! durabiliyorsam bunu burdaki arkadasima ve burda tanistigim arkadaslarima borcluyum. Hepsine mutesekkirim bir yandan. Yani dedigim gibi durumum kotu degil, sadece icimdeki hezeyanlarin parmaklarimin ucundan fiskirmasi bu yazilar. Ha niye yazdim bunlari, neden aciklama geregi duydum da guzelim yazilari mahvettim. Bilmem oyle istedim iste. Eski halime donmek istedim sadece.

Simdi bunu yazdim ama orda yazilanlarin buyuk cogunlugu aslinda burda yasadiklarimin, hissettiklerimin beyin teknemde yogrulmasindan sonra ortaya cikan seyler. Hepsi de manali, hepsi de benden bir parca. Fakat bazi kisimlarin yorumlari, herkese gore degisir. Mezhepler varken onumuzde canli ornek tanrinin sozlerinin yorumundan tureyen. Benimkiler nedir ki. Ama Zekai Tunca'nin sesi gercekten guzelmis ve ben unutmusum. Hemen sarki listemi guncelledim. Ayrica Ilhan Irem'de yeni listemde kendine genis yer buldu.

Evet uyudum, cok degil ama iyi uyudum. Kendime geldim sayilir. Bomba gibi, zipkin gibi, fisek gibi oldum. Savas Ay'a selamlar. Iste biraz oyle, biraz boyle derken gecirdigim gunler cok guzeldi benim icin. Hala insanlik kipirtilari gorebilmem kendi icimde, hala umut tasidigimi hissedebilmek sevmek sevilebilmek adina, hala beynimde firtinalar kopartacak kadar duygu sellerinde bogulabilmek, hala kokusunu duyabilmek annemin yaptigi pancar corbasinin, hala hissedebilmek babamin ellerini sirtimda, hala kavga edebilecegimin farkina varmak kardesimle, hala arkadaslarim oldugunu ve beni merak ettiklerini duymak ve butun yasadiklarimdan sonra akil sagligimin cogunun yerinde oldugunu anlamak cidden tarif edilemez mutluluklar yasatti bana. Huzunlendim tabi yeri geldiginde. Mr. spak'in kulaklarinin sadece bir makyaj hilesi oldugunu ogrendigim gun hungur hungur agladim bir sogut agacinin altinda. Zaman oldu sinirlendim, kirildim. Tom ve Jerry'nin arasindaki yillardir suregelen kavganin sirf biz gulelim eglenelim diye uydurulmus yapay bir gerilim oldugunu ogrendigim an, ikisini de sildim defterden. Gun geldi sevdim sevildim. Seher vakti taviz verdim sevdicegime.Sonra gecmisimi dusundum, baktim kimler geldi gecti. Hepsi bir yana ama Mr. Spak gercek bir beyefendiydi.

Zzzz

Dun altinci gundu uykusuz, ama bugun yedinci gun degil.


Three worst things in life: To be in bed and sleep not; To want for one who comes not; To try to please and please not.
Egyptian Proverb


Life is something that happens when you can't get to sleep.
Fran Lebowitz

Sleeping is no mean art: for its sake one must stay awake all day.
Friedrich Nietzsche

If you can't sleep, then get up and do something instead of lying there worrying. It's the worry that gets you, not the lack of sleep.
Dale Carnegie

Every closed eye is not sleeping, and every open eye is not seeing.
Bill Cosby

Laugh and the world laughs with you, snore and you sleep alone.
Anthony Burgess

Don't try to solve serious matters in the middle of the night.
Phillip K. Dick

Sleep. Those little slices of death, how I loathe them.
Edgar Allan Poe

The opera isn't over until the last heterosexual falls asleep.
Al Bundy