Evet dun yazdigim cok bilimsel! yazidan sonra dedim bu nedir arkadasim, yani niye yazdin bunu amacin neydi? Her yerde bulabileceginiz bir sey cunku. O yuzden bu sefer her yerde bulamayacaginiz bir sey yazmaya karar verdim. Hatta bunlari yazarken dusundum bir sey mi yoksa birsey mi diye yaziliyor bu diye? Ve actim su an TDK'nin websitesini ve bakiyorum. Cok saskinim sayin okurlarim. Bulamadim. Ama diger sitelerden ve bilumum arama motorlarindan yaptigim aramalar sonucunde kendisinin bir sey olduguna karar veriyorum. Evet bugun butun gundemim saclarimdi. Bu yazi saclarimin oykusudur, bir koyun yunu gibi kivircik ve elektrikli, bir aslan yelesi gibi dalga dalga, sonbaharda usulca dokulen yapraklar gibi huzunlu, dunyadaki insan gibi insan sayisi gibi azalan, hayatim boyunca beni yalniz birakmayan, umarim uzun bir sure daha birakmayacak, alnim acik gezebiliyorsam yegane sebebi, kimi zaman yagli kimi zaman daginik, kimi zaman oksanmaya sefkate ac, kimi zaman kisa kimi zaman uzun ama hep benim olan saclarimin, onlar ki her gun terkederler beni ama her sabah karsimdadirlar yine. Onlar ki her elimi attigimda ulasacagimi bilirim, kafamin ustunde oldugunu bilirim nereye gidersem gideyim. Ve bir gun ayrilirsak sizle saclarim, uzulmem kel kaldigima, uzulurum sadece benle beraber curuyemeceginize topragimda.
Henuz berber koltuguna tahtasiz oturamadigim zamanlardi. Hayatimin buyuk bolumununde saclarimi emanet

ettigim berberimiz Gungor Abi'yle, ki simdi abi diyorum ama o zamanlar amcaydi, tanismamiz da o zamanlara denk gelir. Tabi pek hatirlamiyorum saclarimi o zamanlar ama en azindan olduklarindan eminim simdi yerlerinde ter damlaciklari olan kisimlarimda. Bir kac resimden cikardigim kadariyla duz alabros bir kesim. Uzayinca dalga dalga kabarik bir hal almis. Benzetmek icap ederse aklima direk Diego Lugano geldi kahretmesin. Ben daha yakisikliydim tabi. O zamanlar sac bas pek umrumuzda degildi, annem tarar saclarimi, babam veya dedem karar verirdi berbere gitme zamaninin geldigine. Takilirdim babamin pesine, o sac sakal olurken ben tahtamin uzerine kurulur, pelerin gibi giyer onlugumu, okul trasi lafinin ardindan babamin agzindan cikan izlerdim berberin hareketlerini, kafami oynatisini ve benim ondan once tahmin etmeye calisip kafami o yone dogru egmeye calismami.
Tam hatirlamamakla beraber, ilkokul bes ortaokul donemleri olsa gerek sacla ilgilenmeye basladigim donemler. Yine klasik amerikan trasi saclarim resimlerden hatirladigim kadariyla. Ve sanirim ortaokul iki veya uctu saclarimi geriye dogru taramam. O zamana kadar ciktigi gibi uzarlardi. Bir ara tenten denen bir model peydah olmustu. Model bildiginiz Tenten arkadasimizin saci gibiydi zaten. Adini nerden aldigi acik. Ama zamanini hatirlamiyorum bu Tenten modelinin. Benim ev sevdigim subay trasiydi. Hem rahat hem de sekil yapacak ufak da olsa bir alanimiz vardi. Lisede ise amerikan ve subay arasinda gittim geldim. Ama hic ben soylemedim berbere nasil olacagini. Kisalt, okul trasi iste abi, duzeltten oteye gitmedi pek konusmamiz.
Dalgali saclara sahip olmak zor. Surekli bir elektriklenme halindeler. Tabii lisedeyken kiz kardesim henuz ilkokulda oldugundan, ben sac kremi nedir bilmezdim. O yuzden her banyo sonrasi saclarim her teli kendi halinde bir yerlere dagilirdir. En guzel goruntusune biraz kirlendikten sonra kavusur ve tam o sirada da yikanma vakti tekrar gelirdi. Hayat da boyle degil midir zaten a dostlar. Bir seye tam alisirsiniz, artik zamani dersiniz ve hop hadi her seye yeniden basla isin gucun yoksa. Ortaokul ve lisede saclarimin bana yaptigi en buyuk azizlik, gerci bu saclarimdan ziyade yatak yorgan yastik komedi dans uclusu ve assolist uykunun yaptigi bir yamuk da olabilir. Sabah mutlaka sacimin bir tarafindan inmek bilmeyen, sanki Pisa kulesi gibi yillardir orda o yamuk sekliyde duran bir sac tutami ile karsilasirdim. Bir galon, lan galon ne arkadasim, bir litre su harcasam da, her turlu firca, tarak, varak, gurultu, utu, bez akliniza gelen her seyi kullansam da inmezdi. Oyle giderdim okula mecburen. O zamanlardan aramizda bir anlasmazlik baslasa da, bir omur gecirecegim (belirtmek isterim ki umuyorum bir omur, yoksa hic oyle gibi gorunmuyor) ipek gibi saclarimla asla arami fazla soguk tutmadim. Bir kac kez joleye niyetlensemde "yigit kisi saclarina
jole surup yakisikli olmaya calismaz" sozleri yankilandi hep kulaklarimda. Aslinda sebep bu degildi. Cok feminen taraflarimdan biri olmasi nedeni ile burda bahsetmekten hicap duysam da yeri gelmisken arada sikistiriyim. Nasil olsa okuyan yoktur aralari. Hem anlamis oluruz. Benim ellerim sacimdan gitmez arkadas. Surekli bir sacla oynama, kulak arkasina atma (uzunken tabii, hey gidi gunler), geriye dogru bir clark cekme falan. O yuzden jole bana ters bir olguydu. Bir kac kez denedim fakat asla duzgun sekilde jole kullanamadim. O yuzden benle tanisan herkesin kafasindaki sac seklim, koyun yunu diye tabir edilen benimse aslan yelesi diyerek gaz verdigim sekildir.
Iste her sey, yazdim ama hemen dondum TDK'ya her sey mi hersey mi diye? Bakin yazarken ogreniyorum, ogretiyorum. Evet, bu sefer buldum, dogru yanit her sey. on puan on puan on puan. Aklima Baris Manco geldi simdi. Adam Olacak Cocuk'a o kadar cok cikmak ist

emistim ki. Nasip olmadi be Baris Abi. On puan on puan on puan. Neyse konumuza donersek, her sey universiteye gitmemle basladi. Yine amerikan, subay giderken, yahu dedim su saci bir uzatayim nasil oluyor, herkesler yapiyor ben de deneyeyim dedim. Bir berber gordum duvarinda Ordu resmi. Ama berber Elazigli imis, resim hosuna gittiginden koymusmus. Ilk yanlisi burda yaptik zaten. Dedim abicim canim benim. ben saf, genc, temiz yurekli bir arkadasim. Su gordugun yun yumagini uzatmak istiyorum. Peki dedi. O zamana kadar sac nasil uzatilir, nelere dikkat edilir bilmem. Ozel bir seye gerek yokmus sonradan ogrendik. Eve gittim, ahaliyle paylastim hayatimda actigim bu yeni sayfayi. Tabi bir gulusme oldu sezmedim degil, gozlerime bakmaktan kacindilar. O sira enistem ki kendisini pek severim, dedi ki : "E Fatihcigim saclari ustten mi bagliyacaksin?". Baktim harbiden yahu adam arkayi kesmis. Olmus muyum sana James Dean. Ya da orta yasli teyze. Bence James Dean. Oyle degil mi Benjamin?. Ilk hayalkirikligimi da orda yasamistim.
Sonracigima gel zaman git zaman saclar uzadi berber yardimina ihtiyac duymadan. Fakat ama lakin eger saclarim

i baglamazsam olusan goruntu bir sac yumaginin arasinda duran kafacik seklindeydi. Baglayinca da tam uzamamis kulak ustu mevkinde konuclanmis saclarim yanlara dogru adeta break dance yapar gibi yayiliyorlardi. Ben dededim bunlari kesersem sik olur. Aslinda orda "şık" olur demek istedim yanlis anlamaya mahal vermeyelim. Ya da verelim ben o zaman şık olur diye dusunuyordum ama sonradan sik oldu. O sira da Necati Ates gibi oldum ben tabi. Aynisinin tipkisi, ben de teknikten yoksun hayvan gibi bir topcuydum. Saclar da benzeyince dedim herhalde futbolcu havasiyla ortamlarda bir kac....ohum yani dedim guzel olur.
Daha sonra uzadi saclarim. Ben de genelde onlari bagladim arkadan. Sonra gel zaman git zaman, banyodaki giderler sactan tikali iken, pireler berber develer tellal iken, sacima attigim ellerim bir avuc sacla dolar iken, ben dedemin besigini tingir mingir sallar iken, yurudugum dikenli ask yollari guller yerine dokulen saclarimla ile dolu iken, kararimi verdim. Saclarimi biraz kisaltip kulak arkasi yapacak kadar uzun birakarak hayatima devam edeyim dedim. Hem boylece kulak ustunde cephelenen oncu kuvvetlerle onceden yaptigim I. Necati Savasi sonrasinda kisa kalan kisimlarla aradaki fark da kapanir. Fena da olmadi hani. Galiba iclerinde en sevdigim buydu o zamana kadar. Bu boyle bir sure devam etti. Gunlerden bir yaz gunu, saclarim yine omuz hizasina gelmis, bir samuray edasiyla toplayabiliyor, banyodan sonra seksi bir hareketle arkama dogru savurabiliyorken bir ciglik attim. "Yeter Lan". Yetti ve yeni bir paragrafa geciyorum.
Oturdum sahilde bir sure, ben butun buyuk kararlarimi denize karsi alirim bu arada. Onu baska bir zaman anlatirim. Sacim uzun. Derdin bini bir para. Banyosu, baglamasi, dokulmesi, susu, busu. Sahildeyim oturuyorum peki bu saclarimi oksayacak biri var mi? Yok. Kime uzatiyorsun arkadasim bu saclari zaten derdin cokken bir de bunun derdini cekiyorsun. - Olsun ama guzeldi saclarin be lule lule. Annen seviyordu. - Oyle hala daha uzat diye soyleniyor oralardan. - E neden o zaman daha ne sebep ariyordun. - Oyle deme sikildim saclarimdan o sira, zor cidden ugrasmasi am asil sebep de baska geliyor simdi. - Peki oyle olsun, ama guzeldi cidden soylesen ben oksardim. - Sagol canim, oksama sen kalsin. Kel kafama saplak atarsin sen.
Sonra denize dusen siluetime baktim, saclarim alnin iki yaninda ciddi bir sekilde kayip veriyor. Direnemiyorum hayatin ve hormonlarin askeri gucune. Buna bir de seri top atislarinin en guvendigim bolgeler olan kafamin tepesi, bayragimin dalgalandigi yerlerden sebep oldugu kayiplar eklenince sucu hemen uzun saca attim ve kendisini gorevinden azl ettim. Belki hataliydim ama pisman olmadim. Girdim mahalle berberine, abicim dedim bir numara yapalim su saclari. Ne guzel uzatmissin emin misin? dedi. Yani bir de bu var. Sen niye benim aklima giriyorsun, kararimi vermisim uygula lutfen emekci yoldas dedim. Kirmadi beni uyguladi. Hayatim boyunca, ya da daha dogrusu kendimi bildim bileli saclarimin en kisa halini o zaman gormustum. Anladim ki artik hic bir sey eskisi gibi olmayacak. Bembeyaz lan kafam. Sari sari tuyler var uzerinde. Bebekligime benziyorum. Disari ciktim. Adimimi atar atmaz bir ruzgar esti, hissettim kafamdaki butun hucrelerimde o ruzgari. Icim serinledi. Iliklerime kadar. Elimi attim kafama, o zaman anladim neden saplak atilir kel kafalara. Cok zevkli lan.
Bundan sonra saclarim biraz uzadi, ben kazittim. Biraz uzadi ben kazittim. Boyle devam etti bir sure. Kore'ye geldim. Bir kac kez de burada kazittim saclarimi. Gercekten cok rahatti. Nohut tanesi kadar sampuan, ve havluda sifir sac teli. Ne guzel bir duygu. Fakat ama lakin, Kore'de tam zamani hatirlamamakla beraber, 5-6 ay olsa gerek belki de daha fazla, baktim ki cok agir kayiplar veriyorum. Askeri gucum iyice azalmis. Birliklerim zayiflamis. Yenilgi kacinilmaz. Ve her buyuk kumandanin degil ama benim yapacagim bir hamleyle ordularima dondum ve son bir kez saldiri emri verdim. Artik bu son sansti ve valide sultanin da israrlarina dayanamayarak son kez sac uzatmaya basladim. Gayet iyiydik. Bu son atakla hic degilse onurumuzla olecektik. Ben onlara uzamayi degil dokulmeyi emretmisim gibi azaldilar iyice. Sonra yine oturdum sahilde. Denize baktim fakat yansima yoktu bu sefer keza geceydi. Dusundum, bu saci uzatsam baglayamam cunku onlerim acik, dusman isgalini savusturmak icin yeterli sayida askerim yok. Baglamasam, arkadaki birlikler uzun suren savastan dolayi basibozuk. Hepsi ayri bir dert. Bir denize baktim, bir o bana bakti, bir saclarima attim elimi, bir cebime attim. Yine mi bitti para? Sabah cekmek lazim bankadan, daha eve sut alicam. Sonra kararimi verdim ve artik benim icin uzun sac devrini kapattim. Kalanlarin can guvenligine karsilik teslim oldum. Ort

alarda ozerk bolge kurulmasi ve alnimin yanlarindaki stratejik bolgelerin dusmana teslim edilmesi sartlarini da kabul ederek berbere girdim. Ve taaddaaam. Yine kazittim. Saclarim yok su an. Budist rahiplere benzemisim ve kiz arkadasimdan ayrilmisim dediklerine gore. Oysa ben yeni sacimla son derece rahat, huzurlu ve mutluyum. Sanki kafami da biraz kucuk mu gosterdi ne? Guzel guzel canim. Harika oldu. Artik stilim bu! (ki bu soz her berberden cikisimda soylenmistir tarafimdan, bakiyoruz bu ne kadar surecek.)
Evet bu yazi hic kimseyi ilgilendirmiyor. Bu yazi mor daglarin degil, benim saclarimin oykusudur.